İçeriğe geç

ÇAYIN DEMLİ TARİHİ

“Çayın ilk fincanı dudaklarımı ve ağzımı ıslatır,
İkincisi yalnızlığı siler,
Üçüncüsü içimdekileri
açığa çıkarır …”
(Lo T’ong )

Buddha’nın yaşadığı çağın sonuydu. Kuzey-Batı Hindistan’ın yüce dağlarının dibinde Boodhidarma adında bir bilge yaşardı. Bir adak üzerine Boodhidarma, kendini tamamen Buddha’ya adamaya karar verdi. Tam 9 yıl uykusuz kalmaya ve dua etmeye and içti…
3 kocaman yıl, güneş doğdu ve battı. Herkes bilgeyi gözleri açık ve dua ederken gördü… Ancak 3. yılın sonunda ilkbahar yağmurları başladığı sırada Boodhidarma, daha fazla dayanamadı. Bitap düştü ve uykunun ilkbahar rüzgarı kokan kollarına bırakıverdi kendini…

Uzun uykusundan uyandığı zaman ise andını yerine getiremediği için tereddütsüzce göz kapaklarını kesti. “Bir daha kapanmayacaksınız!” diyerek kendine lanet etti. Boodhidarma, hüzünle oradan ayrıldı ama ertesi sabah göz kapaklarının bulunduğu yerden koyu yeşil yapraklı iki bitki yükselmişti…

Hindistan’ın tütsü kokan efsaneleri, çayın bulunuşunu bu şekilde anlatıyor…

Tabii ki “Çay” denilince akla önce Çin gelir. Çünkü bu özel bitkinin adları olan “Thé, tea, tee veya çay” kelimeleri köklerini Çin lehçelerinden almaktadır. Günümüzde dünyada en çok tüketilen alkolsüz içecek çaydır. Bugün dünyanın yarısı “Tee” veya “Tea” diye adlandırır çayı. Bir diğer diğer yarısı ise bizim gibi “Çay” demeyi tercih eder.
Çinliler bu bitkinin M.Ö 2737 yılında İmparator Shen Nung tarafından dünyaya armağan edildiğini söylerler. Hikayesi de oldukça ilginçtir…

“…İmparator Shen Nung, sarayının bahçesinde sıcak suyunu içerken aniden hafif bir rüzgar çıkar ve rüzgar, iki küçük yeşil yaprağı fincanın içine bırakıverir. Kısa bir süre sonra sudan etrafa hoş bir koku yayılır. İmparator bu sudan bir iki yudum alır.  Suyun tadı değişmiş ve iki yeşil yaprak hoş bir aroma, tatlı bir burukluk vermiştir suya…” Bundan sonrası ise hepimizin bildiği malum hikaye. İmparator, hemen çevresine emir verir ve bu hınzır bitkinin bulunmasını emreder! Tabii ki her yere ekilmesi şartıyla…

Kutsal ritüellerin, sıcak kalplerin içeceğidir çay…

Tabii ki sudan sonra en eski ve en çok tercih edilen içecektir…

Çinli Budist rahip Yeisei çayın meditasyon üzerindeki etkilerini gördükten sonra ilk çay tohumlarını Japonya’ya getirmiştir. Bunun sebebi çayın meditasyon sırasında zihin için gerekli olan hem dinçlik hem de dinginlik halini yaratmasıdır.

Çay daha sonra keşişler ve Zen rahipleri tarafından Japonya’ya yayılır. Çin ve Japon kültürünün, birbirinden farklı şekilde çayın hazırlanışı ve sunumu üzerinde çok önemli etkileri olmuştur.

Özellikle Japonya’da Çay Seromonisi sanatsal bir form kazanmıştır. Seramonide çayın hazırlanması ve sunumunu en mükemmel, zarif, hoş ve saygılı bir şekilde yapabilmek gerekmektedir ve bunun için yıllar süren bir eğitim ve pratik gerekmektedir.

Havanın kalitesi gibi o ortamdaki herşeyin çayın tadını etkilediği düşünülür, bu yüzden çay o “an”ın aromasını içerir aslında. Bu seramoniler aynı zamanda Zen öğretisinden birçok öğe içerirler. Japonya’da iç karışıklığın en yüksek olduğu dönemlerde bile, savaş ve şiddeti çağrıştırdığı için kişiler belinde kılıç ile çay seromonisine katılamazlardı.

Çay Japonya’dan sonra Portekiz üzerinde Avrupa’ya ve İngiliz kolonicileri tarafından da Amerika’ya yayılmıştır. Amerika’nın çaya en büyük iki katkısı, aynı zamanda hızlı tüketim kültürünün de bir parçası haline gelen poşet çay ve buzlu çay (Ice Tea) olmuştur.

Çayın ülkemizdeki serüveni oldukça yenidir. 1888’deki ilk ciddi girişimden sonra üretimdeki gerçek başarı ancak 1940’larda elde edilmiştir. Bugün Türkiye, üretimde Hindistan, Seylan gibi ülkelerden sonraki yerini korumakta ve aynı başarıyı tüketimde de İngiliz ve İrlandalılardan sonra en çok çay tüketenlerden biri olarak göstermektedir.

Çay, bazen enerji kaynağı, bazen de rahatlatan büyülü bir içecektir. Birçok çeşidi ve sayısız faydası bulunur.

En güzel keyiflerin aromasıdır… Dostluğun simgesidir… Her mevsim farklıdır tadı. Duygularımıza seslenir… Dert ortağımız olur. Falına bile bakılır!

En çok da kalemin yanına yakışır sıcaklığıyla…

2 Yorum

  1. Meryem tak Meryem tak

    “En çok kalemin yanına yakışır ” nasıl da keyifli bir cümle 😊 kaleminiź dem alsın .. sevgiler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir